Array
(
)
Array
(
    [id] => 8
    [kat_id] => 6
    [menu_id] => 1
    [publish] => 1
    [duyuru] => 0
    [popup] => 0
    [social_media] => 1
    [pg_home] => 0
)
Array
(
    [0] => 1
    [1] => 
)
Araştırmalarımız
EĞİTİMDE ANADİLİ VE ÇOKDİLLİLİK PROGRAMI

Diyarbakır Siyasal ve Sosyal Araştırmalar Enstitüsü (DİSA), Ekim 2010’da yayımladığı Dil Yarası: Türkiye’de Eğitimde Anadilinin Kullanılmaması Sorunu ve Kürt Öğrencilerin Deneyimleri başlıklı kitabıyla Türkiye’de yürütülmekte olan eğitimde anadili tartışmalarına önemli bir katkı sağlamıştır.
DİSA olarak Dil Yarası’nın açtığı bu yolda kamuoyunda ve akademik çevrelerdeki tartışmaları beslemek ve farkındalık yaratmak amacıyla Kasım 2010’da Önce Anadili başlıklı Kürtçe -Türkçe çiftdilli ve altı broşürden oluşan bir broşür serisi yayımlamaya başladık. Bu broşürlerde farklı ülkelerin dil politikaları ve uygulanmakta olan çokdilli eğitim modelleri ile azınlık dillerinin yeniden canlandırılması ve eğitimde anadilinin kullanılmasına yönelik öğretmen yetiştirmenin önemine değinilirken aynı zamanda çokdillilik ile ilgili eğitimsel, psikolojik ve siyasi açılardan sıklıkla sorulan önemli sorulara bilimsel cevaplar verilmektedir.
Öğrencilerin dil açısından farklı özellik ve ihtiyaçlarının belirlenmesi ve bu ihtiyaçlara karşılık verebilecek nitelikli eğitim uygulamalarının araştırılması için 2011 yılı içinde iki farklı çalıştay düzenledik. Batman, Mardin, Hakkâri, Bingöl, Diyarbakır ve Urfa gibi şehirlerden gelen öğretmen ve öğrenciler ile anadili üzerine çalışma yürüten STK temsilcileri ve eğitim sendikalarında çalışanların katıldığı ilk çalıştayın ardından göç alan şehirler olan İstanbul, Ankara, Adana, Mersin, İzmir ve Bursa gibi şehirlerden eğitimcilerin katılımı ile ikinci çalıştayımızı yaptık.
Üçüncü çalıştayımızda çeşitli ülkelerde anadili temelli çokdilli eğitim modellerinin geliştirilmesi ve uygulanması süreçlerinde ilgili devlet organları ve yerel halklarla birlikte çalışmış ve UNICEF’in konu ile ilgili yayımladığı birçok raporda imzası olan Prof. Dr. Susan Malone, Prof. Dr. Carol Benson ve Dr. Najmalddin Araz Abdulla ile birlikte derinlemesine tartışmalar yürüttük.
Tüm bu çalıştaylar dizisinin somut birer ürünü olarak toplumsal cinsiyet ve anadili ilişkisi bağlamında yeni bir bakış açısı sunan Toplumsal Cinsiyet, Eğitim ve Anadili analiz raporunun yanı sıra Türkiye’de Kürt öğrencilerin farklı özellik ve ihtiyaçlarına cevap verebilecek dört eğitim modelinin ele alındığı bir analiz raporu hazırladık. 21 Şubat Dünya Anadili Günü kapsamında düzenlediğimiz tanıtım toplantısında bu model önerilerini tartışmaya açtık. Gelen katkı ve eleştiriler ışığında Anadili Temelli Çokdilli ve Çokdiyalektli Dinamik Eğitim: Kürt Öğrencilerinin Eğitiminde Kullanılabilecek Modeller başlıklı analiz raporuna son şekli verildi.
19 Mart 2012 tarihinde Anayasa Uzlaşma Komisyonu’na çokdilli bir perspektifle ve farklı ülkelerdeki uygulamalara referansla Türkiye’de anadillerinin statülerinin Anayasa’da ne şekilde yer alabileceğine dair önerilerimizi sunduk.  
6 Ekim 2012 tarihinde, Diyarbakır’da ve 9 Kasım 2012 tarihinde İstanbul’da yukarıda saydığımız yayınları kamuoyu ile paylaştığımız iki toplantı düzenledik. Bu toplantılar DİSA’nın anadili programının çıktılarını tanıttığımız bir oturumla ardından AKP, BDP ve CHP’den milletvekillerinin anadili meselesine dair görüşlerini paylaştıkları ve katılımcılarla interaktif tartışma yürüttükleri bir oturumu kapsıyordu.
Şubat 2013 tarihinde broşür serimize Zazaca iki yeni broşür daha ekledik ve 21 Şubat Dünya Anadili Günü kapsamında diğer broşürlerimizden derlediğimiz yazılardan oluşan bu iki broşürün tanıtımını yaptık.
 
Bu çalışmaların ardından Mart 2013 tarihinden itibaren Eğitimde Anadili ve Çokdillilik çalışmalarımıza iki koldan devam etmeye karar verdik.
Önce Anadili: Eğitimde Anadili ve Çokdillilik Projesi, eğitimde anadilinin kullanılmasına yönelik farkındalık yaratmayı hedeflediğimiz bir dizi savunuculuk faaliyetini ve kuşaklar arası dil aktarımına dayalı bir araştırmayı içermektedir.
Proje,
17 Haziran 2013 tarihinde Diyarbakır’da, Anadili meselesiyle doğrudan ilgili akademisyen ve anadili alanında çalışan kişilerle yapılan bir çalıştayı ve 5 Ekim 2013 tarihinde Ankara City Hotel’de, yürütücülüğünü SIL International’dan Prof. Dr. Susan Malone’un üstlendiği ilgili akademisyen, STK temsilcileri ve siyasi aktörlere yönelik uluslararası bir çalıştayı,
Eğitimde Anadili ve Çokdillilik konulu 6-8 Kasım 2013 tarihleri arasında Tayland’da ve 12-16 Ocak 2014 tarihleri arasında Galler’de gerçekleşen uluslararası iki konferansa katılımı ve eğitimde anadili uygulamalarının başarılı bir şekilde gerçekleştirildiği kurumlara yapılan tanıtım gezilerini,
Bu çalıştay ve gezilerin değerlendirileceği bir politika analizini ve
Yürütücülüğünü Handan Çağlayan’ın yaptığı saha araştırmasına dayalı kuşaklar arası dil aktarımı ile ilgili bir araştırma raporunu kapsamaktadır. Bu araştırma kapsamında anadili Türkçe olmayanlar açısından dillerle ilişkiler kuşaklar arasında nasıl bir değişim geçiriyor sorusu kadar, bu değişimde rol oynayan dinamiklerin neler olduğu sorusunu sormayı da anlamlı bulduk. Kuşkusuz uzun yıllar boyunca, gayrimüslim azınlıklar haricinde Türkçe dışındaki anadillerinin eğitimde kullanılması önündeki yasakların yanı sıra çeşitli hukuki ve idari düzenlemelerle bu dillerin engellenmesinin yol açtığı zorunlu asimilasyonun etkilerini tahmin etmek güç değil ve bu konuda önemli bir literatür oluşmuş durumda. Bu araştırmada söz konusu literatüre katkıdan ziyade, bahsedilen asimilasyon politikalarının zaman içindeki doğrudan ve dolaylı etkilerinin, kuşaklar arasında iletişimin farklı biçimlerinin, farklı kuşakların anadiline ilişkin farklılaşan/benzeşen deneyim ve algılarının, dilsel ve kültürel haklara ilişkin politik gündemin yarattığı toplumsal duyarlılığın asimilasyon süreci üzerindeki olası etkilerinin irdelenmesi amaçlandı.
Bu çalışmaların, Türkiye’de çokdilli ve çokkültürlü bir gelecek adına yürütülen bilimsel tartışmalara katkıda bulunacağını ve anadili temelli eğitim talepleri olan tüm halkların dil mücadelelerine olumlu birer katkı sağlayacağını umuyoruz.
 
2. ONARICI ADALET VE BARIŞ İNŞASI PROGRAMI
Ortadoğu Seminerleri
Geçtiğimiz yıllarda Ortadoğu’da önemli gelişmeler yaşandı. Arap Baharı ile başlayan dönüşüm Suriye’de son dönemde yaşanan çatışma durumu ile güncelliğini koruyor. Bu gelişmeler Kürtlere ve yaşadıkları devletlerin politikalarına önemli etkilerde bulunmaya devam ediyor.
DISA olarak düzenlediğimiz Ortadoğu Seminerleri dizisinde Suriye, İran, Irak ve Türkiye’deki gelişmeleri değerlendirmiştik. 4 Ocak 2012 tarihinde Seda Altuğ, Suriye'de Ayaklanma: Devlet, Toplum ve Siyaset başlıklı seminerde, 9 Mart 2012 tarihinde Şenay Özden ise Filistin Mülteci Kampları: Ortadoğu’da Ayaklanma, Direniş ve Mültecilik başlıklı seminerde Suriye’deki çatışmanın kökenleri ve sonuçlarını değerlendirdiler. Ardından 11 Mayıs 2012 tarihinde Abbas Vali, İran Teokratik Rejimine Karşı Demokratik Muhalefet ve Kürt Meselesi başlıklı seminerde Kürtlerin İran’daki özgün siyasal konumları ile Haziran 2009 seçimlerinden bu yana İran’da gelişen rejim karşıtı muhalif hareketlerin etkilerinden bahsetti. 15 Haziran 2012 tarihinde Irak’ı Yani Türkiye ve Kürdistan’ı Konuşmak başlıklı son seminerde konuşmacı olan Cengiz Çandar ise Irak’ta 2003’ten bu yana devam eden gelişmelerin Türkiye ve Kürtlere yansımalarını anlattı.
Ancak bu süreçte Ortadoğu’da değişim ve dönüşüm devam etmekte olduğundan son durumla ilgili güncel gelişmeleri ve bu gelişmelerin Kürtlere ve yaşadıkları devletlere olan etkilerini yeniden değerlendirmek üzere 24 Kasım 2012 tarihinde, Diyarbakır Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası Konferans Salonunda Fazıl Hüsnü Erdem moderatörlüğünde Cengiz Çandar ve Abbas Vali’nin konuşmacı olduğu Ortadoğu’da Taşlar Yerinden Oynarken: Suriye, İran, Irak ve Türkiye başlıklı bir panel düzenledik.
 
Köy Koruculuğu Araştırması
Enstitümüzün iki yılı aşkın bir süredir sürdürdüğü Köy Koruculuğu Araştırması sonuçlanmış ve rapor yaklaşık 200 sayfalık bir kitap olarak üç ayrı dilde basılmıştır. Bu rapor 9 Kasım 2013 Cumartesi günü Cegerxwin Kültür Merkezi’nde, Profesör Şemsa Özar ve Dr. Nesrin Uçarlar’ın katıldıkları bir panelde kamuoyuna tanıtılmıştır.
Türkiye’de Paramiliter Bir Yapılanma: Köy Koruculuğu Sistemi başlıklı araştırmada, Türkiye'de devletin, sivil vatandaşları silahlandırarak "devlet yanlısı" ve "devlet düşmanı" olarak kamplaştırma araçlarından biri olan köy koruculuğu sistemi, tarihsel ve sosyal bir bağlam içerisine yerleştirilerek inceleniyor. Bu çalışma, Geç Osmanlı paramiliter yapılanması olan Hamidiye Alayları ile 1985'ten bugüne sürdürülen "çağdaş" köy koruculuğu arasındaki sürekliliğin arka planını aydınlatıyor. Köy koruculuğunu yaklaşık 30 yıl boyunca hem izale edilmesi gereken iltihaplı bir yara hem de hükümetin başına geçildiğinde varlığı sürdürülecek bir silahlı güç olarak kabullenmek, farklı siyasal iktidar odaklarının ortak paydası oldu. Bu ikili tutumun ardındaki saiklerin izini, araştırmamızın  Meclis tutanakları ve basın organlarına dayalı bölümünde sürüyoruz.
Bu araştırmada göreceksiniz ki; koruculuk sistemi, sadece bir iktidar aracı, Kürt Toplumunu kamplaştırma aygıtı ya da silahlı bir suç dünyası değil, aynı zamanda bir toplumsal sorun, bir insani yıkım deneyimi.  İlk kez bu denli geniş bir kapsamda yürütülen; korucular, eşleri ve çocukları ile kendi köylerinde yapılan görüşmelere dayanan bu saha çalışması, koruculuğa gönüllü başlayanlarla zor kullanılarak ya da farklı nedenlerle de olsa "mecburiyet" yüzünden korucu olan köylüler arasında koruculuk sistemi, devlet, PKK, Kürt kimliği ve bu sistem içindeki kendi rolleri gibi konularda, oldukça geniş bir yelpazede farklı bakış açılarının olduğunu ortaya koyuyor.
Araştırma, köy koruculuğu sistemini, ıslah edilebilecek bir kurum olarak değil, silahsız ve çatışmasız bir sürece geçerken, adalet arayışı ve sosyal güvence gibi mekanizmalarla sonlandırılması gereken bir aygıt olarak ele alıyor. Bu yüzden farklı ülkelerdeki paramiliter yapıların hangi hukuksal, siyasal ve toplumsal önlemlerle tasfiye edildiklerine ilişkin bir bölüm de içeriyor.
Silah Bırakma ve Silahsızlanma Deneyimleri Panel Serisi
Nisan, Mayıs ve Haziran 2013 tarihlerinde düzenlediğimiz Silah Bırakma ve Silahsızlanma Panel Serisinin 8 Nisan 2013 tarihinde Cegerxwin Kültür Merkezi Tiyatro salonunda gerçekleştirilen ilk panelinde Birleşik Krallık ve Kuzey İrlanda'da taraflar arasında yürütülen barış sürecinde İngiltere Başbakanı Tony Blair adına baş müzakereci olan Jonathan Powell konuk konuşmacımız oldu. Kendisine gazeteci yazar Cengiz Çandar moderatörlük etti.
Silah Bırakma ve Silahsızlanma Panel Serisi'nin Eğitimde Ortak Çözüm Derneği ile birlikte 4 Mayıs 2013 tarihinde Diyarbakır Esnaf ve Sanatkarları Odalar Birliği Konferans Salonu'nda gerçekleştirilen ikinci panelinde Conor Terence Murphy konuk konuşmacımız oldu. Panel sırasında kendisine BDP Genel Başkan Yardımcısı Meral Danış Beştaş moderatörlük etti.
Panel serimize Hakikatleri Açığa Çıkarma ve Geçiş Süreci Adaleti alt başlığıyla devam ettik. 8 Haziran 2013 Cumartesi günü Sümerpark Resepsiyon Salonu'nda saat 14:00'da yapılan panel serimizin bu üçüncü panelinde Guatemala deneyimini konuştuk. Panele Arizona Üniversitesi'nden Elisabeth Oglesby konuşmacı olarak katıldı. Kendisine Nesrin Uçarlar moderatörlük etti.
 
Topluluk-temelli Geçiş Süreci Adaleti başlıklı araştırma projemiz geçtiğimiz Temmuz ayında başladı.
Şiddete ve çatışmaya dayalı bir geçmişten “normal” bir politik yaşama geçişte sadece kurumsal müzakerelerin, tartışmaların ve ana akım medya üzerinden profesyonel politikacıların ve akademisyenlerin yürüttükleri bir toplumsal iletişimin, çatışmanın ve şiddetin nüksetmesi riskini azaltmadığı uluslararası deneyimler ve araştırmalarla kabul edilmiş bir gerçeklik.  Araştırma programımız, mahkeme dosyalarına ve insan hakları ihlalleri arasına katılmış olsun olmasın, yaşadıkları acılar kurumsal siyaset tarafından birebir ifade edilmeyen kadınlar ve erkeklerin, sadece “mağdur” ve “kurban” pozisyonunda ele alınan insanların, çocukların, zorla göçertilmiş ve kentlerde toplumsal açıdan marjinal bir hayat gailesine sıkıştırılmış insanların deneyimlerinin de hem akademik araştırmanın hem de kurumsal barış arayışının bir parçası haline gelebileceğini öngörüyor.  Araştırma programımızın özgün yönü, Geçiş Süreci Adaletine topluluk-temelli bir algı (community-based perception of transitional justice) boyutu eklemesidir.
24 ay sürecek bu araştırma programı, ikincisi ilkinin verilerinin ışığında yeniden tasarlanacak olan iki kez üçer aylık saha çalışmasını içeriyor. Çatışma çözümünün reel siyasetin bir manevrasına, bölgesel güç ilişkilerinin bir  cüzü olmaya indirgenmesi farklı ülke deneyimlerinde en ciddi risk faktörü olarak ortaya çıkmıştır. Bu araştırmanın kavramsal taslağında, Onarıcı Adalet sürdürülebilir bir barış sürecinin asli dinamiği olarak tanımlanmaktadır. Bu yüzden araştırma programında hem yeni akademik tartışmalara hem de Diyarbakır merkezli sivil toplum örgütlerinin üye ve tabanlarından insanlarla yapılandırılmış tartışmalar ve mülakatlara yer vermek durumundayız. Elbette her toplumun ve toplumsal kategorinin kendi “adaletsizliği onarma” kavrayışı ve giderek farklı “adalet” kavramları olabilir. Topluluk-temelli Geçiş Süreci Adaleti araştırması, adalet kavramının yeniden inşası için devlet, devlet içi paralel  yapılar, karşı-ayaklanma aygıtları, silahlı muhalefet güçleri, paramiliter gruplardan kaynaklanan toplu insan hakkı ihlallerine, şiddetin temellerine ilişkin analizi ne olursa olsun nesnel bir metodoloji ile bakmayı hedefliyor. Bu itibarla araştırma programımız, silahsızlanma deneyimleri üzerine düzenlediğimiz panellerin, koruculuk üzerine yayına hazırladığımız araştırmamızın  ortak paydasına dahil oluyor.
Bu araştırma sonucunda Geçiş Süreci Adaleti açısından sadece resmi karar vericilere iletilecek öneriler değil Kürtler açısından da onarıcı adaleti güçlendirecek politika önerileri, normlar ve araçlar da açığa çıkacak diye tasarlıyoruz.
3. DİYARBAKIR BÖLGESEL KALKINMA VE YOKSULLUKLA MÜCADELE PROGRAMI
 
Yerelleşme- Küreselleşme Bağlamında Kürdistan Çalıştay Dizisi
1980’lerden bu yana dünyadaki neoliberal dönüşüm Türkiye’yi ve dolayısıyla Kürdistan’ı da etkiledi. Küreselleşme aynı anda karşıtı bir süreci de başlattı ve özellikle etnik mücadeleler bağlamında yerelleşme söylemleri önemli bir yer kaplamaya başladı. Bugün Kürdistan’da ekonomik hayatta bir yandan küreselleşmenin etkilerini, diğer yandan da yerelleşme söylemlerinin ve bu eksendeki mücadelelerin bu dönüşümün karşısında yerini aldığını görüyoruz.
Kürdistan’da sivil toplum örgütleri, yerel yönetimler ve sivil inisiyatifler tarafından küreselleşmenin ekonomik anlamdaki olumsuz etkilerini gidermeye veya azaltmaya yönelik alternatif uygulamalar geliştiriliyor. DİSA olarak düzenlediğimiz çalıştay dizisi kapsamında üç başlık altında, alternatif uygulamalarda bizzat yer alan kişilerin deneyimlerini dinlemeyi ve birlikte tartışmayı amaçladık.
İlk çalıştayımızı “Kırda Alternatifleri Düşünmek: Kooperatifleş(eme)me Deneyimleri” olarak belirledik. 5 Mart 2012 tarihinde gerçekleştirdiğimiz bu çalıştay kapsamında Erdal Balsak’tan Derik Belediyesi bünyesinde zeytin kooperatifi kurma çabalarını, Nurcan Baysal’dan ise Tatvan köylerinde kalkınma projeleri kapsamındaki kooperatif çalışmalarını dinledik.
Yerelleşme/Küreselleşme Bağlamında Kürdistan Çalıştay Dizimizin ikincisini Kentte Alternatif Üretimi Düşünmek” başlığı altında 28 Mart 2012 tarihinde gerçekleştirdik. Bu çalıştayda Diyarbakır Sur Belediyesi’nden Gülbahar Örmek, kadınların kooperatifleşme süreçlerinde aktif rol oynayan Umut Işığı, Bağlar ve Kibele Kadın Kooperatifleri’nden Neriman Dinçkan, Saniye Varli, Medine Kaya ve Fatma Altunç ile Sarmaşık Derneği’nden Mahmut Evinç, yoksullukla mücadele ve üretime katılım konusunda yürütülen çalışmalar hakkında kendi deneyimlerini aktardılar.
“Kırda Alternatifleri Düşünmek: Kolektif Yaşam Alanları” başlıklı çalıştay dizimizin üçüncü oturumunu 22 Haziran 2012 tarihinde düzenledik. Batman Şikefta Köyü’nden M. Şirin Baytar’ın, Samandağ Vakıflı Köyü’nden Elena Çapar, Kuhar Kartun ve Meline Kartun’un köylerindeki kolektif yaşam pratiklerine dair deneyimlerini dinledik. Bu süreçteki sıkıntılar ve şu an yapılmakta olanlar üzerinden bu çalışmaların sürdürülebilirliğinin nasıl sağlandığını katılımcılarla birlikte tartıştık.
 
Diyarbakır İçin Sürdürülebilir Bölgesel Kalkınma Potansiyeli Araştırması,  sosyal öncelikli, insan merkezli,  ademi-merkeziyetçi ve dayanışmacı bir yerel ekonominin imkanları üzerine yapılan bir araştırmadır. Ekonomik gelişmeyi toplumsal sonuçlarından kopuk ele alan bir piyasa merkezli yaklaşımın bölgesel eşitsizlik, insani gelişme sorunlarını göz ardı edeceği varsayımına dayanmaktadır. Sektörel gelişme imkanları yoksullukla mücadele programları ile ilintili ele alınmaktadır.
Yerel ekonominin özgünlükleri, sosyal dayanışma ekonomisi, katılımcı bütçe, özerklik ve merkezi kaynak dağılımı, mali özerklik, uluslararası katılımcı bölgesel ekonomi örnekleri, kooperatif ekonomi, sosyal dayanışma ağı ekonomileri, özel karı sınırlandırılmış işletmecilik, sürdürülebilir yakın-yerellik tarımı, hakkaniyetli ticaret bu araştırmanın alt-başlıklarıdır.
 
www.disa.org.tr adresinden DİSA’nın tüm bu çalışmalarını görebilir ve yayınlarımızı PDF formatında edinebilirsiniz.