İlk öğrendikleri kelime ‘sus’ olan çocuklar

Kürt çocukları okula başlayınca neler yaşıyor: İlk öğrendikleri kelime ‘sus’ olan çocuklar, dersin hemen bitmesini, kaçıp eve dönmeyi beklermiş.

Okula başlamak, altı yaşında küçük bir çocuk için çoğu zaman bir korku nedenidir. Aileden koparılmak, bütün bir günü hiç tanımadığı başka çocuklarla birlikte bir sınıfın içerisinde geçirmek, daha önce hiç görmediği bir insanın, salt ‘öğretmen’ olduğu için otoritesine tabi kılınmak başlı başına korkutucu olabilir.
Ama bir de o öğretmen konuşmaya başladığında duyduğu kelimelerin hiçbirisini anlayamayan, sadece okuma-yazmayı değil, Türkçeyi de bilmeyen çocuklar var. Ve bu nedenle ‘hayata 1-0 yenik başlayan.’ O güne dek, herkesin kendisi gibi Kürtçe konuştuğunu, dünyanın Kürtçeden ibaret olduğunu zanneden. Bu çocuklar için okul; daha önce hiç duymadığı, duyduysa bile anlamadığı yepyeni bir dilin konuşulduğu yabancı bir dünya.

Vahap Coşkun, Şerif Derince ve Nesrin Uçarlar tarafından kaleme alınan ‘Dil Yarası: Türkiye’de Eğitimde Anadilinin Kullanılmaması Sorunu ve Kürt Öğrencilerin Deneyimleri’ başlıklı araştırmanın en çarpıcı bulguları, Kürtlerin o yabancı dünyanın içerisinde geçirdikleri okul yıllarında neler yaşadıklarına, hissettiklerine ilişkin anlatıları.

Susturulan çocuklar
İlk öğrendikleri Türkçe kelime ‘sus’ olan Kürt çocuklarının, öğretmenlerini anlayamadıkça; anlamadıkları için öğretmenleri tarafından azarlandıkça, dövüldükçe; sınıftaki memur çocuğu Türk arkadaşlarının ne kadar güzel Türkçe konuştuklarını ve derslerinde ne kadar başarılı olduklarını görerek kendilerini onlardan aşağı hissettikçe; ‘başka bir halkın diline imrendikçe’; ezildikçe, utandıkça sustuklarına dair anlatıları. Susarmış bu çocuklar, susarak beklerlermiş. Dersin, sonraları teneffüslerde de Kürtçe konuşmanın yasaklanması üzerine, okulun ‘bir an önce bitmesini’ beklerlermiş. ‘Kaçıp’ eve dönmek, özgür olmak için.

Bazıları için ilkokul yıllarındaki bu zorunlu susma hali, adeta domino etkisiyle bir yaşam pratiğine dönüşmüş. Üniversitede, sokakta susmaya devam etmişler. Yaşama müdahil olmadan, sürekli bir seyirci olma haline bürünmüşler. Türkçeyi öğrenebilen, derslerinde başarılı olan kimilerinin ödediği bedel ise kimliklerinden, ailelerinden, dillerinden uzaklaşmak olmuş. ‘Eğitildikçe’ okula, topluma, devlete yakınlaşan çocuklar, ‘iç dünyalarını paylaşamadıkları’ Türkçe bilmeyen anne ve babalarından, ‘çağdışı’ gördükleri çevrelerinden ve anadillerinden uzaklaşmışlar. Bir yandan Türkçe konuşabilmenin ‘özgüven ve övüncünü’, diğer yandan Kürtçeden uzaklaşmanın suçluluğunu hissetmişler.

Hayata eksik başlamak
Kürtlerin anadillerinde eğitim talepleri üzerine düşünürken önce bu çocuklardan başlamak gerekiyor. Bu ülkede bazı çocuklar, sadece Kürt oldukları, anadilleri Kürtçe olduğu, Türkçe bilmedikleri için kendileri için adeta hapishaneye dönüşen okullarda zorla Türkçe eğitime tabi tutulmanın travmasını günbegün yaşarken, daha altı yaşındayken hayata eksik, eksiltilmiş, aşağılanmış başlatılırken, anadilinde eğitime karşı çıkmanın aslında neyi savunmak demek olduğunu da bir daha düşünmek…

Kaynak


Bu gönderi şu dilde de mevcut: Kurdî